4 Eyl 2010

Sarrazin ve deneme balonu

Alman Federal Merkez Bankası’nın ırkçı çıkışlarıyla tanınan yönetim kurulu üyesi Thilo Sarrazin, Almanya kamuoyunu meşgul etmeye devam ediyor. Başlangıçta bir çok kişinin »Sarrazin piyasa değerini artırmak istiyor, dikkate almamak lazım« dediği tartışma, sadece yaygın medyada değil, çoğunluk toplumunun gündelik yaşamında da öne çıkmaya başladı.

Bazı yazarların ve yayıncıların öngörüsü yanlış değil. Sarrazin sahiden kitabının »marketing«ini iyi yapıyor. Hafta başında, İslamı »göçmenlerin entegre olmamalarını en temel nedeni« olarak gören sosyolog Necla Kelek tarafından tanıtımı yapılarak piyasaya sürülen kitap, şimdiden »Bestseller« olma yolunda. Irkçı, genelleştirmeci, sosyal seleksiyonist ve bilim dışı tespitlerin yer aldığı bu kitabın böylesine satılır olmasının nedeni ne?

Sarrazin, henüz Berlin’de Senatör olduğu dönemde de düzenli aralıklarla yaptığı ırkçı söylemleriyle tanınıyordu. Zaten Sarrazin’in Merkez Bankası yönetim kuruluna getirilmesi de, dönemin SPD-LINKE eyalet hükümetinin ondan kurtulma operasyonu olarak görülmüştü. SPD üyesi Sarrazin, tüm eleştirilere rağmen parti üyeliğinden çıkartılmamıştı. Şimdi ise hem parti üyeliğinden, hem de Merkez Bankası’ndaki koltuğundan olacak gibi.

Yaygın medyanın skandalize ederek ele aldığı »Sarrazin Tartışmaları«nın, o koltuğundan olduktan sonra bitmeyeceği gün gibi açık. Çünkü bu tartışmanın ardında duran ve çoğunluk toplumun merkezinde kök sarmış olan ırkçılık gerçeği, fazlasıyla gelişmeye gebe. Bir kere tartışmanın kendisi sakat. Sarrazin, müslüman göçmenlerin »bilgisiz, çok çocuklu, sosyal parazit gibi üretken olmayan« ve bu nedenle de »Almanya’nın zekâ seviyesini düşürecek« insanlar olduğunu söyleyip, açık ırkçı tezlerini basına sunarken, başta SPD olmak üzere bütün siyasî ve ekonomik elitler, sadece »Sarrazin saçmalıyor« ya da »ayıp ediyor, Almanya’nın imajını kötülüyor« gibi sözler ediyorlardı.

Ama ne zaman, »Yahudilerin farklı genleri var« diye açıktan açığa antisemitizm yapınca, Şansölye Merkel dahi müdahale etmek zorunda kaldı. Bence bu noktada son derece rafine bir ırkçılık ve tersinden bir antisemitizm söz konusu. Çünkü müslümanların aşağılanmasına ses çıkartmayıp, »Yahudi genleri« söz konusu olduğunda, Sarrazin’i aforoz etmeye kalkmak ve bunu »Almanya’nın dünyadaki imajı« ile bağlantılı hâle getirmek, bunun en büyük kanıtıdır.

Aslına bakılırsa, ki gazetelerin internet sayfalarına gönderilen binlerce okur yorumu bunu gösteriyor, Sarrazin yalnız değil. Sarrazin ne bir meczup, ne de salt kitabının satılması için reklâm yapmayı hedefleyen bir üçkâğıtçı. Hayır, Sarrazin çoğunluk toplumunun düşüncelerine tercüman olan ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde (örn. Hollanda, Belçika, Fransa, İtalya, Avusturya, Polonya v.s. gibi) olağanlaşan aşırı sağ ve ırkçı akımların parlamenter temsiliyetinin Almanya’da da olup olamayacağı için deneme balonunu havalandıran bir elittir.

Görüşlerine ne kadar çok insanın katıldığını, SPD genel merkezine üyelikte kalması için kızgın mektuplar gönderen binlerce sosyaldemokrat göstermektedir. SPD yönetimi, her ne kadar Sarrazin’i partiden atmaya çalışsa da, bundan sonraki söylemini, »evet, göçmenler entegre olmak için çaba sarf etmelidir, yoksa geri gitmelidirler« temelinde geliştirecektir.

Tartışmalarda görülmesi gereken bir diğer nokta da, ırkçılığın sadece göçmenlere veya Yahudilere yönelik olmadığıdır. Burada, elbette »Yeni Düşman İslam«ın yanısıra, hiç te küçümsenmemesi gereken bir Sosyal Irkçılık körüklenmektedir. Aynı bir zamanlar ABD’nde olduğu gibi, nasıl »siyahlar, beyazlardan daha az zekâlı ve daha kriminel« benzeri sözde bilimsel tartışmalar yapıldıysa, burada da »işsizler ve yoksullar içinde bulundukları durumdan kendileri sorumludur« veya »alttabakalardaki insanlara, yapılan yardımlar, alkol, sigara ve diğer bağımlılıklardan kurtulmaları için nakit olarak değil, karnelerle verilmelidir« biçiminde paternalist ve yaptırımcı söylemler bugünden ifade edilmektedir. Yarın, zenginlerin ve orta katmanların oylarının, yoksulların oylarından daha değerli (!) olduğu iddia edilirse, şaşmamak gerekir.

Bu gidişat, neoliberal dönüşümün yeni bir evresine işaret etmekte. Sosyal sorunlar etnitize edilerek veya kalıtım sorunu hâline getirilerek, sorunların asıl nedenlerinin üstü örtülmekte, sosyal ve demokratik hukuk devletinin içinin boşaltılmasına gerekçeler hazırlanmakta, egemen iktidar ve mülkiyet ilişkileri meşrulaştırılmaktadır. Tartışmaların arka planında görülmesi gereken asıl mesele bence budur.